11/2/2007 - İSLÂM’DA AİLE FERTLERİNİN BİRBİRİNE KARŞI MALÎ HAK VE GÖRE
İSLÂM’DA AİLE FERTLERİNİN BİRBİRİNE KARŞI MALÎ HAK VE GÖREVLERİ
Prof.Dr.Hamdi DÖNDÜREN


1. Evlilikte, çocukların geçim masrafları kime aittir? Çocukların geçim masrafları, erkek çocuğu meslek sahibi olup kendi geçimini sağlayacak duruma gelinceye, kız çocuğu ise evleninceye kadar babalarına aittir. Anneleri, geliri bulunsa bile bu masraflara katılmaya zorlanamaz. Kendiliğinden katılırsa bu onun ahlâkının güzelliğinden olup, bundan dolayı sadaka ecri alır. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Eğer (çocuklarınızı) sizin için, anneleri emzirirlerse, onlara emzirme ücretlerini tam olarak veriniz.” Bu âyet, çocuğun nafakasının babaya ait olduğunu gösterir. Nitekim, Ebû Süfyan’ın karısı Hind binti Utbe’nin sorusu üzerine, Hz. Peygamber (s.a.v.), Ebû Süfyan’ın malından kendisine ve çocuklarına yetecek kadarını, iyi bilinen örfe göre alabileceğini bildirmiştir. Erkek veya kız çocuklarının kendine ait mal ve geliri bulunursa, geçim masrafları öncelikle kendi gelirlerinden karşılanır. Ebû Hureyre’den rivâyete göre, yanında 5 dinarı olan birisinin, bunları hangi sıraya göre harcaması gerektiğini sorması üzerine, Allah’ın Rasûlü, önce kendi ihtiyacına, sonra eşine, sonra çocuklarına, sonra hizmetçisine, sonra da uygun bulacağı bir yere harcamasını bildirmiştir. 2. Ana-baba ve diğer hısımların geçim masrafları kime aittir? Ana-baba yoksul düşer veya yaşlanıp çalışamaz durumda olursa, ilgi ve bakım yükümlülüğü çocuklara aittir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Rabbin ancak kendisine ibadet etmenizi, bir de ana babaya iyilikte bulunmanızı emretti.” “Bana ve ana-babana şükret.” “Eğer ana-baban, seni, hakkında bir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Bununla birlikte, bu dünyada onlarla iyi geçin.” Ashâb-ı kiramdan birisi, izinsiz olarak oğluna ait bir maldan almıştı. Oğlunun şikâyeti üzerine Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Sen ve malın babana aitsiniz.” Ancak ana-babanın çocuklarının malı üzerindeki bu hakkı, yoksul ve muhtaç duruma düşmeleriyle sınırlandırılmıştır. Çünkü miras âyetleri inince, ana-babanın, ölen çocuklarının malları üzerindeki hakları belirlenmiş ve buna bir sınır getirilmiştir. Buna göre ana-babanın, çocuklarından nafaka isteyebilmesi için yoksul olmaları gerekir. Aksi durumda geçim masrafları kendi mal ve gelirlerinden karşılanır. Yine nafaka yükümlüsü olacak çocuk ve torunun da bunu vermeye gücünün yetmesi gerekir. Güç yetme ya zengin olmakla veya çalışıp kazanma gücüne sahip olmakla gerçekleşir.
Ana-baba sağlıklı olup, çalışmaya gücü yetse bile, yoksul durumda olunca, çocuk ve torunlarından geçim desteği alabilir. Bu duruma göre ana-baba ve eş dışındaki hısımlar, zengin olur veya çalışmaya gücü yeterse kendilerine nafaka yardımı yapmak gerekmez. Bir erkek yoksul da olsa, ana-babasına ve eşine bakmakla yükümlüdür. Bunun dışındaki hısımların geçim masraflarını karşılaması, zengin olması veya çalışıp kazanma gücüne sahip bulunması durumunda gerekli olur. Ancak Mâlikîler’e göre, yoksul olan çocuk, çalışıp kazanma gücüne sahip olsa bile, ana-babasına nafaka vermesi gerekmez. Câbir (r.a.)’in naklettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Sizden biriniz yoksul düşerse, önce kendi ihtiyaçlarını karşılasın. Bundan artarsa aile fertlerinin ihtiyaçlarına sarfetsin, yine artarsa diğer hısımlarına harcasın.” Mâlikîler’de tercih edilen görüşe göre ise, ana-baba, çalışmaya gücü yetince çocuklarından nafaka isteyemez. 3. Kocası vefat eden bir kadının malî hakları nelerdir? a. Kendisine ait hak ve alacaklarını tespit ettirmek: Kocası ölen kadın, öncelikle kendisine ait çeyiz eşyasını, zînetlerini, kendi parasıyla satın alınmış olup kocasına bağışlamadığı ödünç niteliğindeki para, taşınır ve taşınmaz malları, varsa birikmiş nafaka alacağını alabilir. Kadın, daha önce miktarı belirlenen mehrini almamışsa, bu mehir peşine dönüşür ve miras malından öncelikle bunu da alma hakkına sahiptir. Daha önce hiç mehir konuşulmamışsa, bilirkişinin belirleyeceği emsal mehir (mehr-i misl) kadar bir mehir alabilir. b. Miras hakkı: Kocası ölen kadın, kocasının oğlu veya kızı, oğlunun ilânihâye oğlu veya kızı ile birlikte mirasçı olursa sekizde bir, bu belirtilen mirasçılardan hiçbirisi bulunmazsa dörtte bir miras alır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “..Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şayet çocuğunuz varsa, bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır..”
c. İddet nafakası: Vefat iddeti bekleyen kadına nafaka gerekmez. Çünkü koca vefat edince tüm malı mirasçılarına geçer, bunlar arasında eşi de vardır ve miras hakkını alacaktır. İslâm’ın ilk dönemlerinde, kocası ölen kadının bir yıl süreyle evden çıkarılmamasına dâir bir vasiyet düzenlenmesi şu âyetle isteniyordu: “Sizden karısını geride bırakarak ölecek olanlar, eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak bir yıl süreyle yararlanmasını vasiyet etsinler.” Ancak bu âyetin miras âyetlerinin inmesiyle neshedildiği ve bir yıl olan iddet süresinin de başka bir âyetle dört ay on güne indirildiği kabul edilir. Bununla birlikte, kadının bir yıl süreyle ortak meskende oturma hakkının mâlî bir hak olarak devam ettiği görüşünde olan fakihler de vardır. Nitekim hamile kadının, boşanma olsa bile, doğuma kadar geçiminin sağlanmasının istenmesi de bu görüşü destekler. 4. Boşanan kadının mâlî hakları Boşanan kadın, boşama hangi çeşitten olursa olsun, üç hayız ve temizlenme süresince iddet bekler. Bu iddet süresince de kocanın nafaka yükümlülüğü devam eder. Kadın hamile ise, bu yükümlülük doğuma kadar sürer. Ancak Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre, üç kez boşanan kadına iddet süresince, yalnız mesken temin edilir, giyim, yiyecek ve benzerleri gerekmez.
|